Vird nedir? Vird adabı
Şeyhin müridine telkin ettiği zikir, salavat gibi her ders için vird tabiri kullanılır. Fakat bizim burada virdle kastettiğimiz kalbi zikirdir. Kalbi zikrin adaplarına ve nasıl yapılacağına başlamadan önce kalbin hakikatini açıklamak gerekir.
Kalp, hayvanî ve insanî olmak üzere iki kısımdır. Hayvanî kalp, çam kozalağı şeklinde bir et parçası olup sol memenin dört parmak kadar altındadır. Hayvanî kalp diye isimlendirilmesinin sebebi bu kalbin her canlıda bulunmasıdır.
İnsanî kalp ise hayvanî kalbin içerisine yerleştirilmiş latif ve nuranî bir cevherdir. Kalp, zikirle tedavi olduktan sonra arşın üzerindeki makamına geri döner. Zaten zikirden maksat da budur. Kalbî zikir, lafza-i celâl ve kelime-i tevhid zikri olmak üzere iki kısma ayrılır. Lafza-i celâl zikri de aynı şekilde sadece kalp üzerinde ve letâifler üzerinde olmak üzere iki kısma ayrılır.
Şeyh Arapkendi (K.S) risâlesinde şöyle buyurmuştur: “Kalp, biraz sol tarafa meyilli bir şekilde sol memenin altındadır. Kimisi iki parmak altında olduğunu, kimisi de dört parmak altında olduğunu söylemiştir. Biz de, ‘Kalp, açık bir şekilde iki parmak, bitişik şekilde de dört parmak sol memenin altındadır’ diyerek bu iki görüşü
bir araya getiriyoruz.
Bu zikirler arasında bir tertip ve aşama vardır. Kalp üzerinde lafza-i celâl zikri, sonra letâiflerRuh ile nefsin mücadelesi üzerinde lafza-i celál zikri, ardından da kelime-i tevhid zikri gelir. Biz de bu zikirleri bu tertip üzere anlatacağız.
Kalp Üzerinde Lafza-i Celâl Zikri
Lafza-i celál, “Allah” lafzıdır. Bu isim rubûbiyyet, Celâl, Cemâl ve Kemal isimlerini ve ulûhiyet sıfatlarını taşıdığı için en şerefli ismidir. Bu terbiye eden şeyhin sålike emrettiği ilk zikirdir. Bu zikrin adaplarını ve nasıl olması gerektiğini anlatacağız inşallah.
Şart Mesabesindeki Âdaplar
1. Mümeyyiz olmak
2. Kendisine intisap edilen şeyhin zikir telkin etmesi.
3. Sâdât-ı kirâmın isimlerinin ezberlenmesi.
4. Hadesten ve necâsetten temizlenmek.
5. Teverrük oturuşunun aksi şekilde oturmak.
6. Kıbleye yönelmek.
7. Bir şeyle üstünü örtmek.
8. Başından sonuna kadar gözleri kapatmak.
9. Başında ve sonunda yirmi beş defa veya daha fazla “estağfirullah” demek.
10. Fatiha suresini okuyup sevabını Resûlullah Efendimize (SAV), âline, ashabına ve sâdât-ı kirâma hediye etmek.
11. Sağ eli sol göğsün dört parmak altına koymak.
12. Lafza-i celâli zikretmek.
13. Zikri sağ işaret parmağıyla tesbih kullanarak çekmek.
14. Baş ve dili oynatmadan sadece kalp ile zikretmek.
15. Her yüz zikirde bir kendisinin duyabileceği şekilde ve manasını düşünerek “İlâhî ente maksudi ve rıdake matlûbî” (Allahım maksadım sensin ve talep ettiğim senin rızandır) demek.
16. İzinsiz zikir sayısını artırıp eksiltmemek.
17. Huşûlu olmak.
Lafza-i Celâl Zikrinin Yapılış Şekli
Mürid, virde gözlerini kapatıp yirmi beş defa ya da daha fazla “estağfirullah” diyerek başlar. Kalbini günahların kapladığını ve bu günahların onu zikrin hakikatinden alıkoyduğunu ve Allah Teâlâ’nın yardımına muhtaç olduğunu düşünür. Sonra sekiz adet Fatiha suresi okur.
1. Fatiha’yı Resûlullah Efendimize (SAV), âline ve ashabına (RA) hediye ettikten sonra Şah-ı Nakşibend ve Şeyh Abdülkadir-i Geylani’ye (KS) hediye eder. Sonra huşu ile zikir yapabilmesi, kalbini toparlayabilmesi, gafletten uyanabilmesi ve zikre hazır olabilmesi için kendisine tasarrufta bulunmasını mürşidine söylemelerini isteyerek bu iki şeyhe istimdadda bulunduğunu düşünür.
Bu şekilde diğer Fatihaları da okuyup sevabını hediye eder ve istimdadda bulunur.
2. Fatiha’yı Abdülhâlik Gucdüvânî ve İmâm-ı Rabbânî‘ye (KS) hediye eder.
3. Fatiha’yı Şeyh Mevlânâ Halid ve Seyyid Abdullah‘a (KS) hediye eder.
4. Fatiha’yı Şeyh Seyyid Tâhâ ve Şeyh Seyyid Sıbgatullah Arvâsî‘ye (KS) hediye eder.
5. Fatiha’yı Şeyh Abdurrahman Tâhî ve Şeyh Fethullah Verkânisi‘ye (KS) hediye eder.
6. Fatiha’yı Şeyh Muhammed Diyâüddin ve Şeyh Ahmed el-Haznevî’ye (KS) hediye eder.
7. Fatiha’yı Şeyh Seyyid Abdülhakîm el-Hüseynî ve Şeyh Seyyid Muhammed Raşid el-Hüseynî’ye (KS) hediye eder.
8. Fatiha’yı şu an intisap etmiş olduğu şeyhine hediye edip istimdadda bulunur. Yazının devamını okumak için tıklayın.
Sonra tesbihi sağ eline alır ve sol memenin dört parmak altına yerleştirir. Tesbihi işaret parmağıyla kullanır. Zira o parmaktan kalple azalarını hareket ettirmeden kalbiyle “Allah Allah Allah” der. Sâlikin bağlantısı olan bir damara direkt bağlantı vardır. Başını, dilini ve diğer tüm vücuduyla kalbine, kalbiyle de Allah Teâlâ’ya yönelmesi gerekir.
Çünkü bu ikisi olmadan nispetin hâsıl olması çok zordur. Her yüz zikirde bir kendisinin duyabileceği kadar, son derece mütevazi, boynu bükük ve hayâlı bir şekilde, yalnızca Allah Teâlâ’nın zikri kalana kadar ve sırrı da måsivallahtan ayrılana kadar kalpten başka düşünceleri çıkarmak için manasını düşünerek “Ilâhî ente maksûdî ve rizâke matlubi” der.
Bu şekilde tesbihi elli defa çevirerek 5000’e tamamlamış olur.
Bu virdi 5000 olan kimseler içindir. Mesela virdi 7000 olan kişi, virdini tesbihi yetmiş defa çevirerek tamamlar. Diğerleri de buna kıyas edilir. Virdi bitirdiğinde bu virdi gafletle ve özenmeden çektiğini, bunun Allah Teâlâ’ya layık olmadığını, hatta günahın istiğfara muhtaç olduğu gibi böyle bir zikrin de istiğfara muhtaç olduğunu düşünerek yirmi beş defa veya daha fazla “estağfirullah” der ve gözlerini açar.
Faziletli olan, vaktini zikirle geçirmek için zikrini günün belli saatlerine yaymasıdır. Fakat zikri kaçırmaktan korkuyorsa tek oturuşta bitirmelidir.
Eğer virdini bitirmeden kalkarsa faziletli olan, tek sayılardan birinde durup istiğfar ile gözlerini açmasıdır. Virdini tamamlamak için tekrar oturduğunda eğer yüz defa zikretmişse yirmi beş defa ya da daha fazla istiğfar eder ve kaldığı yerden virdini tamamlar. Eğer yüz defa zikretmeden gözlerini açarsa sonra da yeniden başlamak isterse Fâtihaları okur.
Mürid, zikrini artırmak istesin veya istemesin dört ay boyunca ya da daha fazla bir süre zikrine devam ettikten sonra şeyhine yahut onun bir vekiline haber vermelidir.
Bu virdin en azı 5000’dir. En çoğu ise 21.000’dir. Virdin vakti 24 saattir. Mesela başlangıç vaktini fecir vakti olarak tayin eden biri ertesi gün fecir vaktine kadar virdini istediği vakitte çekebilir. Fecir vakti girdiğinde bir sonraki günün vakti başlamış olur. Eğer vird için bir başlama saati tayin etmemişse hangi saatte başlamışsa ertesi gün o saate kadar virdini çekebilir. Kaçırdığı virdin kazâsını yapmaz. Letaif ve nefyü isbât zikri de böyledir.
Lafza-i Celâl Zikri Adabının Delilleri
Bilinmesi gereken şeylerden biri de zikir âdaplarının şeriatın dışında olmadığıdır. Bütün bu âdaplar Kitap ve Sünnet’e dayanır. Bunların bir kısmını sekiz şart konusunda açıkladık, geri kalanların bir kısmını burada diğer bir kısmını da hatm-i hacegân konusunda açıklayacağız inşallah.
Lafza-i Celâl ile Zikretmek
Lafza-i celâl ile zikretmenin câiz ve müstehap olması hakkında Kur’an-ı Kerîm, sünnet-i seniyye, sahabiler, âlimler ve fakihlerin sözlerinden birtakım deliller vardır.
Âyet-i Kerimelerden Deliller
Lafza-i celâl ile zikretmenin câiz ve müstehap olması hakkındaki âyet-i kerimelerden bazıları şunlardır:
قل الله ثم درهم في خوضهم يلعبون
“Sen ‘Allah’ de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oyalanadursunlar!” (Enâm 6/91).
الذين يذكرون الله قياما وقعودا وعلى جنوبهم
“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler” (Âl-i İmrán 3/191).
والذاكرين الله كثيرا والذاكرات
“Allah’ı çokça zikreden erkeklerle çokça zikreden kadınlar var ya…” (Ahzab 33/35).
واذكر ربك كثيرا وسبح بالعشي والإنكار
“Rabb’ini çok zikret, sabah akşam tesbih et” (Âl-i İmrân 3/41). Yazının devamını okumak için tıklayın.
يا أيها الذين امنوا اذكروا الله ذكرا كثيرا و وسبحوه بكرة وأصيلا
“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin. O’nu sabah akşam tesbih edin”
(Ahzab 33 / 41 42)
واذكر اسم ربك وتبقل إليه تبديلا من
“Rabb’inin adını zikret, bütün varlığınla O’na yönel” (Müzzemmil 73/8).
“Sabah akşam Rabb’inin adını zikret” (İnsân 76/25).
واذكر اسم ربك بكرة وأصيلا
ومن أظلم ممن منع مساجد الله أن يذكر فيها اسمه
“Allah’ın mescidlerinde O’nun adının zikredilmesine engel olandan daha zalim kim olabilir?” (Bakara 2/114).
في بيوت أذن الله أن ترفع ويذكر فيها اسمه
“Allah’ın yüceltilmesine ve içinde isminin zikredilmesine izin verdiği evlerde…” (Nür 24/ 36).
Bu âyet-i kerimelerin lafza-i celâl ile zikretmeye delil olmasının sebebi şudur: Allah Teâlâ’nın bu âyetlerde zikri emretmesi mutlak bir emirdir. Bu emrin içine öncelikle müfred bir isimle zikretmek girer. Mesela senden Zeyd’i zikretmen istense onu yalın ismiyle zikredip “Zeyd” diyebileceğin gibi yine onu mürekkep bir lafızla zikredip “âlim Zeyd” veya “âbid Zeyd” diyebilirsin. Bu durumda onun yalın ismine bir sifat bitiştirmiş olursun.
Zikretme emri mutlak olarak gelmiştir. Âyet-i kerimede geçen zikri, mürekkep lafızla yapılan zikirle sınırlayan ve yalın isimle yapılan zikrin çıktığını gerektiren bir sebep yoktur. Zikretme emri Kur’ân-ı Kerîm’de herhangi bir kayıt olmadan yalın bir ifade ile gelmiştir. Mesela:
“Allah’ı çokça zikredin”
“(Enfal 8/45).
واذكروا الله كثيراً
ولذكر الله أكبر
“Kesinlikle Allah’ın zikri daha büyüktür” (Ankebût 29/45).
Her iki âyette de Allah Teâlâ, mesela, “Gafür olan Allah’ı çokça zikredin” gibi herhangi bir şeye bitişik bir ifade ile zikretmeyi emretmemiştir.
Lafza-i celâl bazı hadislerde de herhangi bir kayıt olmadan yalın bir ifade ile gelmiştir. Nitekim Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem] bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
حتى لا يبقى على وجه الأرض من يقول الله الله
“Yeryüzünde Allah Allah diyen kalmayıncaya kadar.”
Hadis-i şerifin metninde de lafza-i celâl müfred olarak gelmiş ve buna ek olarak da başka bir sıfatla kayıtlanmamıştır.
Hadis-i Şerifler ve Sahabilerin Sözlerinden Deliller
Enes b. Mâlik’in (RA) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Resûlullah (SAV) şöyle buyurmuştur:
لا تقوم الساعة حتى لا يقال في الأرض: الله الله
“Yeryüzünde Allah Allah dendiği müddetçe kıyamet kopmaz.”
Âlimlerin Sözlerinden Deliller
İmam Cüneyd-i Bağdâdî (KS) şöyle buyurmuştur:
“Allah lafzını zikreden kişi nefsinden uzaklaşır. Rabbine bağlanır. O’nun hakkını eda etmeye başlar. Kalbiyle Allah Teâlâ’ya yönelir ve müşahede nurları o kimsenin beşeriyet sıfatlarını yakar.’
İmam Fahreddin er-Râzî (RA) şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Biliniz ki ben ömrüm boyunca Allah derim. Öldüğüm zaman Allah derim. Kabirde sual edildiğimde Allah derim. Kıyamet günü geldiğimde Allah derim. Kitabımı aldığımda Allah derim. Amellerim tartıldığında Allah derim. Sıratı geçerken Allah derim. Cennete girdiğimde Allah derim. Allah’ı gördüğümde Allah derim”.
Şeyh Abdullah el-Ayderus (RA) şöyle buyurmuştur. “Årifler, en faziletli ibadetin her nefesi Allah Teâlâ ile muhafaza etmek olduğuna icmå etmiştir. Şöyle ki nefes alıp verirken nefesinde daima lafza-i celâl vardır. Lafza-i celâl de ‘Allah Allah’ sözü veya ‘lâ ilâhe illallah’ zikridir. Bu dudakları hareket ettirmeden yapılan hafi zikirdir.”
Imam Abdülvehhâb eş-Şa’rânî (KS) şöyle buyurmuştur:
“Allah Teâlâ’nın bana ihsan ettiği nimetlerden biri, sûfîlerin yolunu sevmeye başladığım ilk zamanlarda gece gündüz lafza-i celâl ile Allah Teâlâ’yı 24.000 defa zikretmeye devam etmemdir. Bu da 360 dereceye (günün tamamına) denk düşen nefes sayılarıdır.”
Yine İmam Şa’rânî (KS) şöyle buyurmuştur:
“Şeyhülislâm Zekeriyya el-Ensârî’ye (RA) okuduğum kitaptaki yanlışları düzeltirken onun kısık sesle ‘Allah Allah’ dediğini işitirdim. Ben bitirene kadar da böyle devam ederdi.”
İmâm-ı Rabbânî (KS) şöyle buyurmuştur:
“Diğer tarikatların aksine bu tarikata başlangıçta önce lafza-i celâl zikri sonra nefyü isbât zikri uygundur.”
Şeyh Abdülmecid b. Muhammed el-Hânî (KS) şöyle buyurmuştur:
“Lafza-i celâl zikri, Ebû Hâmid el-Gazâlî’nin yoludur. Aynı şekilde lafza-i celâl zikri, Risâletü’l-Kuşeyri’de geçen Cüneyd-i Bağdâdî ve şeyhi Serî es-Sakatî, Ma’rûf-i Kerhi, Davud et-Tâî, İbrahim b. Edhem, Abdullah b. Huneyf, Fudayl b. İyâz, Muhâsibî, Bişr el-Hâfî’nin (KS) ve daha nice şeyhin yoludur.”
Allah Resûlü (SAV) şöyle buyurmuştur
إن الله قال: من عادى لي وليا فقد أذنته بالحرب، وما تقرب إلي عبدي
بشيء أحب إلي مما افترضت عليه، وما يزال عبدي يتقرب إلى
بالنوافل حتى أحبه، فإذا أحببته كنت سمعه الذي يسمع به، وبصر
الذي يبصر به ويده التي يبطش بها، ورجله التي يمشي بها، وإن سألي
لأغطيته، وليـن اسـتعاذني لأعيذنه، وما ترددت عن شيء أنا فاعل
ترددي عـن نفـس المؤمن، يكـرة المـوت وأنـا أكـره مساءته
“Şüphesiz Allah Teâlâ : Her kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben ona harp açarım. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum nafile ibadetlerle bana yaklaşmaya devam eder ve nihayet benim muhabbetimi kazanır. Ben onu sevdiğim zaman onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey isterse ona mutlaka veririm ve herhangi bir şeyden sığındığı zaman onu mutlaka korurum. Ben yaptığım hiçbir şey hakkında müminin ruhunu kabzetmedeki gibi şefkat ve lütufla davranmadım.
O ölümü sevmez, ben de ona kötü gelen şeyi sevmem. Sonradan yaratılan her şey kadim ve bâki olan yaratıcıya muhtaçtır. Çünkü şöyle denilmiştir: “O’nunla birlikte hiçbir şey yokken O mahlûkatı yaratmıştır. Şu anda da aynıdır (O her şeyden yüce ve münezzehtir). Nitekim kudsi hadiste Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur:
كنت كنزا مخفيا فأردت أن أعرف فخلقت الخلق
Ben gizli bir hazine idim, taninmak istedim ve mahlakati yarattim.” (Aclani, Kesfil-Hafi,2/155, 156 (nr. 2016).
Mürid kalbinden masivayı çıkardığında zatına yaraşır şekilde Allah Teâlâ’nın varlığı kalbinde zorunlu olarak bulunur. Böylece kalp, Hak Teâlâ’ya yönelir. Çünkü O, her hal ve zamanda mevcuttur.